19 Haziran 2015 Cuma

25 Görev Bize Düşüyor


Baya bir zaman oldu bu türden bir yazı ile sizlerle buluşma fırsatı bulamamıştım. İzlediğim bu video ile beraber bir kaç satır karalama isteğim oluştu.

Belki yazıyı, videoyu izlemeden önce okuyacaklar için kısaca neden bahsettiğini anlatayım sizlere. Türkler neden kendi teknolojisini üretemiyor daha doğrusu neden hiç bir şey üretemiyor diye sorguluyor ve buna neden olan şeyin eğitim sistemindeki eksiklik olduğunu anlatmaya çalışıyor Emin Çapa.


Yazılarımda, okuyan arkadaşlarım bilirler kesin net ifadeler bu böyle kesin doğrudur tarzı ifadeler kullanmayı pek sevmem. Bu yazımdada öyle olacak, ben sadece benim bakış açımdan öğrendiğim ve yaşadığım doğrulardan yola çıkarak eksik olan şeylere değinmeye çalışacağım. Hayır efendim olur mu, doğrusu bu şekilde diyecek olan arkadaşlarımdan da saygı çerçevesinde fikirlerini dinlemek isterim.

Eleştirdiğim şeyleri yapmamaya gayret etmek en sevdiğim huylarımdan biri bu bana hayatımın her alanında tutarlı davranabilmeyi öğretti diyebilirim. Tutarlı davranış, isterseniz aile içinde dar dairede olsun, ister toplum içinde geniş dairede olsun hiç olmazsa özü sözü bir denmesine ve sadece bu sebeple bile bir saygının duyulmasına vesile oluyor. O yüzden bilinmesini isterim ki birazdan eleştireceğim şeyler kendi yapmadığım şeylerdir.

Emin Çapa'nın söyledikleriyle de ilişkilendirerek başlayalım Eğitim sistemi ama neredeki eğitim sistemindeki eksiklik? 

Türk hamamlarındaki suyun kaldırma kuvveti neden yok? Neden bizimkiler yıllarca hamama girdiler çıktılarda suyun kaldırma kuvvetini Arşimet buldu? 

Pek çok nedeni var.

Birinci neden ailedeki eğitim diyeyim ve şöyle biraz geniş yelpazeden alıp konuyu yine bu noktaya getirerek aile mevuzusunu anlatmaya çalışayım.

Bizim en büyük eksiklerimizden biri hal dilimiz ile lisanımızın aynı şeyleri konuşmuyor olması. Böylece bir tutarsız davranışlar silsilesi oluşuyor ve bu tutarsızlığımız bizi her alanda öyle etkiliyor ki.

Bir büyüğümüzün sözü ile devam edeyim şöyle der "100 kere söyleyeceğinize bir kere yapın. Hal ile halledilemeyecek hiç bir mesele yoktur."

Hani derler ya aile toplumun aynasıdır diye. Çok doğru en temelde ailedeki eğitimin eksik kalması diğer alanlara yansıyor. Baba sigara içiyor ama yetişmekte olan kızına yada oğluna "bu mereti içmeyin bu zararlı" diye öğüt veriyor. Tesir eder mi soruyorum?



Geçenlerde bir yazı görmüştüm şöyle diyordu "Çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmayın. Zira zaten sizi taklit edeceklerdir. Kendinizi TERBİYE edin yeter. 

Diğer bir mevzu ise şu, biz Müslüman olarak bize verilen ilk emre muhalefet ediyoruz ve okumuyoruz ve bana göre birincisi ilahi emre karşı gelmenin bir sonucu olarak, ikincisi direk olarak okumamanın verdiği neticeler böyle sonuçlar doğuruyor düşünmekten ve üretmekten uzak bir toplum olduk ve böyle giderse de uzunca bir zaman bundan kurtulamayacağız.

Hal dilimiz ile okumama mevzusunu şöylece bağlıyalım.

Yıllar önce 7. sınıftayken o günü hiç unutmuyorum hayatımın dönüm noktası olarak da nitelerim. Bir konferansta konuşmacı şöyle demişti "bakın gençler okuyanlar yönetir okumayanlar ise yönetilmeye muhtaçtır." Evet çok doğruydu o zaman ki gibi hala etkiler beni bu söz. Niye bende bu kadar tesir etmişti bu söz çünkü konuşmacının hal dili ile konuştukları örtüşüyordu ve tesir etmişti.

Üniversitede bize eğitim veren hocalarımızdan tutunda lisede ki ilkokuldaki öğretmenlik yapan hocalarımıza kadar inelim. Kaç tane öğretmenin evinde kitap okuma saati var ki? Kaç tanesinin çocukları sadece kitap değil okuma aşkıyla yeni bir şeyler öğrenme aşkı ile yanıp tutuşarak yetişiyorlar? Kendi ailesi içinde böyle olan hoca sınıfa gidip çok okuyun çocuklar, okumalısınız çocuklar dese ne, demese ne kime, neye tesir edebilir ki?

Kaçımıza sınıfa gelen hocanın çok okuyun araştırın öğrenin demesi tesir etti? Sabahtan akşama odasında oturan ders saati gelince dersine girip çıkan gerisi lak lakla geçen bir hoca portresini görürken çok okuyun çok araştırın bu ülke sizin omuzlarınızda yükselecek dese ne demese ne. 

Siz büyüklere birde şikayetimi dile getireyim yeri gelmişken size de zamanında hal dili ile sözleri bir birini tutmayan hocalarınız büyük bir ihtimal aynılarını söyledi ve gördüğünüz gibi hiç bir işe yaramadı ve  siz bu ülkeyi omuzlarınızda yükseltemediniz ve bizim bir nevi daha iyi bir geleceği yaşayabilmemize engel oldunuz.

Ama bu konuda azınlık sayılabilecek böyle kaliteli ve kendini bu yönde yetiştirmiş hocalarımı bu söylediklerimden ayrı tutuyorum.  

Diğer hocaların yetiştirdiği nesil ancak işte test çözmede başarılı, düşünmekten uzak üretmekten uzak kendine her söyleneni kabul eden bir nesil olacaktır. Eee zaten ana babalar içinde çocuğunun denemeden yaptığı net önemli olduğuna göre ve yüksekte yapıyorsa ne olmuş oluyor oooo bu hoca çok iyi oğlum-kızım çok iyi yetişiyor. Nereye yetişiyor anne, baba diğer aileler nereye yetişiyor?  Siz anca kendinizi kandırın.

Bir hikaye ile devam edeyim böylelikle biraz dinlenmişte olalım. 

Bir gün İmamı Azamın yanına çocuğuyla beraber halktan bir adam gelir. Adam şöyle der, Ey Ebu Hanife çocuğum çok bal yiyor her yeri yara bere içinde kaldı şifa Allah'tandır bir okuyuver de yaraları iyileşsin der.

İmamı Azam şöyle der şimdi gidin 40 gün sonra gelin. Adam eli mahkum yapacak bir şeyi de yok gerisin geri dönerler. 40 gün sonra tekrar gelirler ve İmamı Azam Ebu Hanife çocuğa "bir daha bal yeme evladım der." Çocukta tamam amca bir daha bal yemeyeceğim diye karşılık verir.
Adam şaşkın bir şekilde bunları diyecektin madem 40 gün önce deseydin diye sitem eder gibi konuşur. İmamı Azam adama şöyle cevap verir ben 40 gün önce bal yemiştim eğer o gün bal yeme deseydim tesir etmeyecekti. Ben şimdi 40 gün boyunca hiç bal yemedim biiznillah çocuğunda bal yemeyecektir artık der. Çocuk bal yemeyi bırakır ve yaraları da iyileşir. 

Vücut dili eğitimlerinden de aşinasınız bilimin bize anlattığı bir gerçekten bahsedeyim burada yeri gelmişken.

Yapılan araştırmalara göre, kişilerin birebir kurdukları iletişimde;

Kelimelerin %7-10 oranında,
Ses ve konuşmanın % 30-38 oranında,
Beden dilinin ise % 55-60 oranında etkisi olduğu bulunmuştur.

Yani bilim bize diyor ki hey sen önce kendi halini tavrını düzelt kelimelerle riyakarlık yapmayı bırak söylediğin değil yaptığın karşı tarafa geçiyor diyor. 

Aileden başlayan işte bu en büyük eksik, davranışlarımızla olması gerekeni yansıtamamak bu eğitimi doğru bir şekilde verememek oluyor. Zaten bu aile ortamlarında yetişen bizler mühendis oluyoruz, öğretmen oluyoruz, doktor oluyoruz bu davranışları çözüm merciinde bulunduğumuz yerlere de taşıyınca zaten çarpık bir sistem böylece kurulmuş oluyor.  Yani eğitim sistemi şöyle kötü böyle kötü diye eleştiriyoruz ama zaten onu öyle yapan bizleriz gibi geliyor bana. Düzeltilmesi gereken şey ise ailede en temel eğitimde başlıyor.

İşte bundan sonra sayacağım şeylerde ailede verilemeyen eğitimin doğru yetiştirilemeyen bireyde doğurduğu sonuçlar olarak karşımıza çıkıyor.

Bir diğer eksik gördüğüm şey ise üretim düşüncesi ile olaylara ve dünyaya bakan bir toplum değiliz. Şu kafa hakim ne yazık ki çoğumuzda bilimsel bir şey ile uğraşacak bile olsa bulmaya çalıştığı şey için "bunu şimdi elin Japon'u elin İsviçreli bilim adamları değilde ben mi buldum yada bulucam". Bu düşünce bence suya bile bakışımızı değiştiren bir düşünce. Arşimet oradan esinlenip belki suyun kaldırma kuvvetini buldu ama biz daha yıllarca girip yıkanacağız.

Yada şu başkası yapar nasıl olsa düşüncesi bu toplumu yedi ve bitirdi diye düşünüyorum. Sorumluluk bilinci ile hareket etme elini taşın altına koyma düşüncesi yok çünkü neden elini taşın altına sokarsa eli bir miktar ezilecek öyleyse ne gerek var ki.  "Başkası yapar nasıl olsa". Bu düşünce bizi tembelliğe ittide itti. Ortada bir kavga olsa ayırıp olaya müdahil olmak yerine karşıdan izlemeyi seçeriz biz hatta  aman boş ver izleme şimdi şahit mahit yazarlar onlamı uğraşacan diye düşünen bir toplumsal kafa yapımız var. Böylesi suya sabuna dokunmama, elini taşın altına sokma düşüncesinin, tembelliğin ortaya çıkardığı olumsuz sonuçlardan biri olarak ortaya bir sürü dalavere ayak oyununda iyi kolay yoldan nasıl para kazanabilirim düşünceleri geldi oturdu.

Son olarak da neden yüksek  teknoloji üretemiyoruz sorusuna  biraz daha kendi alanımla ilgili çıkarımlarımla devam edeyim. 

Toplum olarak diğer bir eksiğimiz ise takım çalışmasından uzak bir kültüre sahip olmamız. Bir şeyler başaran ülkelere kabaca bile baksak hepsinin bir sistemleri olduğu ve bu sistem içinde takım çalışmasını muazzam şekilde yaparak bu başarıları elde ettikleri görülecektir. 

Bununla ilgili bana çok çarpıcı gelen örnek şu futbol takımlarımız Avrupa'dan hocalar getiriyorlar o adamlar sistemleri ile beraber geliyor, aynı şeyi bizde de uygulayınca başarılı olacaklarını sanıyorlar. Ama olamıyorlar çünkü bu ülke insanı mental olarak sistemli çalışmaya alışkın değil ona ayak uydurması zor.  Biz de genelde Viyana kapılarına kadar yürü koçum yaparsın koçumlarla gidilir ama sistematik bir çalışma olmadığı için bu gaz etkisini yitirdiğinde balon söner herkes evine döner. Bu yüzden hiç bir alanda başarımız yok. Olsa bile işte devamlılık yok. 2000 yılında Galatasaray UEFA kupasını almış sonra aradan 15 yıl geçmiş bir kere daha alabilmiş mi aynı kupayı ne yazık ki hayır. Ama sistemli çalışan Avrupa takımlarına bakalım en az 5 yılda bir aldıkları kupaları tekrardan aldıklarını göreceğiz. 

 Takım çalışmasına müsait olamamamızın bir diğer sebebi de şu, çok saçma bulduğum ben yükselemiyorsam başkası niye yükselsin kıskançlık duygusunun olması. Bizde bir takım kültürünün oluşmasını engelleyen temel etmenlerden biridir. 

Buda yine ailede oluşan bir şey. Anne babada bunu görüyor çünkü çocuk. Benim oğlum kızım şunun oğlundan kızından başarılı olmalı o yaptı benim çocuğum niye yapamadı diye içi içini yiyen ve bu duygu düşünceyi aşılayan anne babalar var. Anne babam var. Bu hepimizde var ne yazık ki. Şöyle konuşmaların geçtiği bir ortamda Ayşe'nin kızı okul birincisi olmuş sen hiç bak Ahmet in oğlu şunu başarmış sen... diye devam eden cümlelerin kurulduğu bir ortamda çocuğun karşısındakini kendisine bir arkadaş bir takımdaş olarak görerek büyümesinin bir imkanı var mı tabi ki yok. Böyle böyle aşılanan kıskançlık duygusu ben yapamıyorsam başkası da yapamasın duygusu bizi bir olmaktan bütün olmaktan çok uzaklaştırdı ve kollektif şuur oluşmadığı içinde dünya çapında işler yapamıyoruz. Yapılan şeyler varsa onlarda bireysel gayretler ile oluyor ve teknolojiye burada bir değer verilmediği içinde ne oluyor kişi başka bir ülkede fikrine değer verilecek bir yere göçünü gerçekleştiriyor. 

Çünkü bu ülke üreterek para kazananların ülkesi değil şu anda. Bu ülke alavere dalavere ile rant peşinde koşma ile kolay yoldan para kazananların ülkesi. Ailede filizlenen bu duygular şimdi bizi yönetiyorlar. Adam 10 bin liraya bir arsa alıyor. Milletvekili bir tanıdığı varsa akşamına bir yasa çıkıyor arsanın değeri oluyor 1 milyon. Sonra üzerine de dikiyor binaları 20 liradan sonra 60 liradan da satıyor böyle rant ile 1'e 100 lerin kazanıldığı bir ülkede neyi üretip neyin yüksek teknolojisini sunabileceksin ki.

Geçen gün okuduğum bir kitaptan bir bölüm ile şöyle devam edeyim.



Hasan Palaz Tübitak Eski Başkan Yardımcısı "Ömrümü Yedin Bay Böcek" kitabında bu durumlarla ilgili çok çarpıcı tespitlerde bulunuyor. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Buda onlardan biri. 

Daha sayılabilecek bir ton neden var ama dediğim gibi hepsi ailede ve aile içi eğitimde atılan tohumların neticeleri.

Son sözümüzde şu olsun, eğitim sisteminde çok doğru köklü bir değişikliğe gidilse de ona ayak uydurabilecek bireyler 20 30 yıl sonra gelecektir. Bir nesli tükettik artık yeni nesilde yeni umutlar. Bu ülke eminim ki onların omuzlarında yükselecek. 

Geleceği omuzlarında yükseltecek çocuklarda bizim çocuklarımız, aslında görev bize düşüyor. 

Saygılarımla efendim.

Murat Bilginer




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder