29 Ekim 2014 Çarşamba

23 Staj Defteri 2 Endüstri Mühendisi Misin? Hadi Bunu Da Çöz


Merhabalar herkese. Uzunca bir aradan sonra yeniden sizlerleyim. Staj Defteri 1 Her Şeyden Birazı Hiçbir Şeyden Tamamı Olmayanlar isimli yazım yayınlandıktan sonra aslında 3 yazım daha hazırdı. Ama bir şey oldu ve Staj Defteri 1 yazısı tahminimden fazla kişi tarafından ilgi görünce dedim ki mesleği zirvede bıraksam iyi olacak :D yeni ve ondan daha zayıf olduğunu düşündüğüm yazılar ile ortamı hiç bozmayım demiştim.

Ama nitekim burası benim köşem ve yazmam gerek yazacak çok şey var. Öncelikle bir şeye karar vermekte çok zorlandığımı belirtmek isterim. Yeni yazım, dizinin devamı mı olmalı yoksa yeni bir serüven mi başlamalı bu kararı vermek zor oldu ama dizinin ikinci yazısı ile sizlerle olmak güzel diyerek bir girizgâh yapmış olayım yazıma.

Bu yazımda öncelikle bir soruya cevap verip daha sonra asıl meseleme geçiş yapacağım.

Üniversite hayatı değil tüm öğrencilik hayatımız boyunca dilimizde bir cümle aklımızda bir soru, bu öğrendiklerimiz gerçek hayatta ne işimize yarayacak bizim? Gerçekten öyle miydi? Öğrendiğimiz şeyler gerçek iş yaşamında hiç mi işe yaramıyordu? Bu sorunun cevabını da aradım stajım boyunca.

Ben öğrenim hayatım boyunca okulun iki fonksiyonu olduğunu düşünmüşümdür. Okul bizi mühendis yapmaz. Ama mühendis gibi hissetmemizi sağlayabilir. Doğan bir bebeğin, doğar doğmaz yürümesi bunun ötesinde koşması beklenemeyeceği gibi, mühendisliği kazandım haydi bakalım artık mühendisim dememiz de imkânsızdır.

Mühendisliği kazanmak için gösterilen çaba emekleme evresi ise, yürümeye başlama evresi üniversite sıralarıdır. Mühendis oldum dediğimiz koşma evresi ise ciddi kondisyon ister. Mühendis oldum demek bir koşu başlangıcı ise bu koşu için kondisyonun sağlandığı yer üniversitedir denebilir. Kondisyonumuzu ne kadar sağlamlaştırır isek o kadar darbeye ve zamana karşı dayanıklı olmuş olacağız.

İkincisi ise öğretme fonksiyonu. Öğrenilen şeylerin tamamen işe yararlılığı tartışılabilir. Ama hepten gereksiz demekte abesle iştigaldir. Okulda öğrenilen şeyler kısım kısım da olsa çalışılan bölüme göre işe yaradığını gördüm stajım boyunca. Okulda işime yarayacağını ve bana bir şeyler öğrettiğini düşündüğüm hocaların derslerini takip ederken tek bir düşüncem vardı bu bilgi benim ileride işime yarar mı yaramaz mı değil bu bilgi beni biraz daha mühendis yapar mı, bu sene biraz daha mühendis gibi hissedebilecek miyim duygusuydu.

Bu iki fonksiyon ile olaya bakacak olursak gerekli kondisyonu (bakış açısını) kazandı isek artık oyun becerimizi gösterme ve bu becerimizin üstüne koyma maç yaptıkça (yani iş sahasına adım atınca) gerçekleşecektir.

Bunu söyledikten sonra gelelim asıl mevzumuza.

Staj yaptığım firmanın kurumsal bir kimlik kazanmaya çalışıyor olması stajım boyunca aslında pek çok şeyi yapmamı sağladı ve birçok şeyi gözlemleme fırsat verdi bana. Hani bunu hep duyarız kurumsallaşma sancılı bir süreç zor, zaman alır, sabırlı olmak gerekir falan ama bunu yaşamadan cümleler üzerinden anlamaya çalışmak gerçekten zor bir mesele.

Süren bir üretim var ve bu işler yapılırken firmanın yapısında köklü değişiklikleri de aynı anda yapma gayreti içindesiniz ve bu bir ay, iki ay süren bir süreç değil. 2. Yılı dolduruyordu benim staj süremde firma, belki birkaç yıl daha sürecek. Her an her şey değişim halinde sizin bir endüstri mühendisi olarak bu değişikliklere ayak uydurmanız gerekirken aynı zamanda aksayan yönleri de görmeniz gerek ve çalışanların yapılan bu değişime ayak uydurmasını da sağlamak zorundasınız.

İnsan psikolojisi hatta insan psikolojisinin de ötesinde bir çalışan psikolojisi var ki ayrı yeten ele alınması gereken bir alan olduğunu düşünüyorum ve bunun yanında pek çok değişken unsurun birbiri ile uyum içince değişimle beraber hareket etmesini bekliyorsunuz. Belki şu anda okurken bile zorluğunun farkına varmışsınızdır.

Burada çalışan psikolojisi demişken biraz daha üzerinde durmakta fayda var sanırsam. Çünkü üretimdeki endüstri mühendislerinin üst kademelerinden çok daha fazla haşır neşir olduğu bir grup çalışanlar.

Toplam kalite yönetiminin bir firmada niçin gerekli bir şey olduğunu bu stajımda çok iyi anladım diyebilirim.

Çok küçük bir özelliğinden ve neden uygulanamadığından bahsedeyim. Toplam Kalite Yönetimi anlayışında şu vardır. İşi yapan kişiler, işi yapması gereken bir iş olarak görmez, kendi işi gibi görüp öyle sahiplenip o şekilde yapar.

Gerçekte bu böyle mi?

Tabi ki değil. Birincisi firma kurumsallaşma çalışmalarını yürütürken Toplam Kalite Yönetimi ile ilgili herhangi bir çalışma içinde değildi. Bu en büyük etken. Türkiye şartlarında gerçekten toplam kaliteyi tüm firma çalışanlarının katılımı ile gerçekleştirmek çok zor çünkü firmanın çalışana bakış açısı şu, sen bu işi yapmaz isen senin yerine bu işi yapacak bir sürü insan var dışarda. Çalışan üzerindeki sadece bu baskı bile işlerine kendi işleri gibi sahip çıkmalarını engelleyecek bir durum. Üst yönetime karşı oluşan her an beni işten çıkarabilirler korkusu çalışanların üst yönetime bir öcü gibi bakmasına neden oluyor.

Kim olursa olsun kendisine liderlik yapan kişiyi sevmez ise o kişinin işine de biz bir takımız bu işte bizim işimiz gözü ile bakmaz. Çalışmalarına şahit olduğum tüm çalışanlarda gördüğüm ortak psikoloji buydu. Bu iş firmanın işi, benim işim değil ama yapmam gerek düşüncesi hâkimdi. Bu tabi ki firmanın daha ileri gidebilme ihtimali varken yerinde saymasına hatta gerilemesine neden olabilecek bir durum.

Lao-Tzu’nun şu sözleri aslında günümüz liderlerinin ve firma yöneticilerinin nasıl olması gerektiğini özetlemektedir. “En iyi önderler, iş bittiğinde, insanların, ‘bu işi biz başardık’ diyebilmelerini sağlayan kişilerdir.”

Türkiye’deki sanırsam pek çok firmadaki en büyük eksik takımdaşlık duygusunun çalışanlar içinde oturtulamıyor olmasıdır.

Çalışan psikolojisi dedik devam edelim.

Endüstri Mühendisi ya da adayı olup da Frederic Winslow Taylor ismini duymamış olmanız pek olası değildir. Taylor pek çoğumuzun da bildiği gibi endüstri mühendisliğinin öncü isimlerinden biridir. Bilimsel Yönetim’in kurucusu. Taylor’un 1911 de yayınlanan “The Principles of Scientific Management” kitabında çalışanlar ile ilgili söylemiş olduğu sözün üzerinden bir asırdan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen çözümünün bulunamayıp aynen devam ediyor olması ilginç bir deneyimdi benim için.

Taylor şöyle der “Çalışanlar daha iyi çalışma sürelerinin kendilerini daha fazla çalışmak zorunda bırakacağını düşünürler”. Gerçekten de böyleydi. Firma içinde zaman etüdü çalışmalarını sürdürürken sürekli karşılaştığım tablo buydu. Mesela bir parçanın talaşlı işlemi için geçen süreyi 15 dakika olarak ölçtüm, genelde gelen teklif şu oluyordu yeğenim sen onu 20, 25 yazıver. Çalışanın düşündüğü şey gerçekten de şuydu. Daha iyi zaman söylerlerse bir dahaki siparişler bu yeni ve iyi zamanlara göre alınacak ve buda kendisini daha fazla çalışmak zorunda bırakacak olması düşüncesiydi.

Endüstri mühendisi isen bu durumu da çözmen gerek.

Yıllar önce 1. sınıfta iken endüstri mühendisliği tanımının yapıldığı yerde en önemli özelliğimizin yapılan tüm işlerde insan faktörünü de işin içine katıyor olmamız diye anlatıyordu tanım. Bizi gerçekten diğer mühendislik dallarından ayıran en önemli faktör çalışan bir sistem içindeki en önemli unsuru yani insanı işin içine katıp çözüm bulmaya çalışıyor olmamız. Çok basit bir örnek ile bakacak olursak bir firmada 300 çalışan olduğunu varsaysak 300 farklı yaşam ve 300 farklı psikoloji tüm bu etkenler ile uğraşma ve işleri optimum düzeyde götürme zor işi biz endüstri mühendislerine düşüyor.

Firma içindeki hangi sorunda insan faktörünü olayın dışına alabiliriz ki? Neredeyse hiçbir sorunu. Bu da stajımı yaparken hep şunu dememe neden oldu endüstri mühendisi misin? Hadi bunu da çöz.

Selametle…

Murat Bilginer











Hiç yorum yok:

Yorum Gönder