Erasmus İtalya Serüveni 1 Merhaba Çizme



Merhaba arkadaşlar. Şuana kadarki hayatımın dışında bir hayatın içerisinde yazmaya çalışıyorum. Çalışıyorum dedim çünkü son zamanlarda kaleme dökecek o kadar çok şey yaşadım ki nereden başlasam nasıl bir yol izlesem bunu bir türlü çözemedim. Ama sonunda kafamda bir şeyler oluşturdum.

                Erasmus programı kapsamında iki haftadır İtalya’dayım. Öncelikle bu tip yazıların Erasmus programına gitmeyi düşünenler ve gidecekler için çok yararlı olcağını düşünüyorum. Aslında yolculuğum başladığı andan itibaren öğrendim ki insanın başka bir ülkeye sudan çıkmış balık gibi gelmesi ona çok şey kazandırıyor. Yaşayarak öğrenmek kadar akılda kalıcı öğrenme çeşidi olduğunu düşünmüyorum. Fakat yine de bu deneyime başlamadan önce bazı şeyleri bilmek çok yardımcı olabilir.


                Öncelikle İtalya’dan bahsetmek istiyorum. İnsanların bize bilinçli-bilinçsiz “Her Mimar İtalya’yı görmeli” geyiğini yaparken hep bu kadar abartılacak bir şey yok derdim ama daha gezmeye başlamadan bile böyle olmadığını anladım.

                Uçak yolculuğumun başında İtalya hiç umrumda değilmiş gibi gelirken bu duygu Hırvatistan semalarından ayrılıp Adriyatik üzerinden Çizme’yi görmem ile birlikte sonlandı. İtalya’ya çocukluğumuzdan beri bahsedilen Venedik semalarından karşılanmak buraları gezmenin vereceği hazzı haber verir gibiydi.

                Hava alanından çıkış yaptığım andan itibaren kendimi Mimarlık Tarihi dersinde gibi hissetmeye başladım. Hem çok uykum vardı:) hem de çoğu zaman çevreme “şu hangi dönemdi yahu” bakışları atarken buldum kendimi. Hala daha bunu yapıyorum ve sanırım kurtulmak mümkün değil. Çünkü mimari o kadar farklı ki bizim oralardan neredeyse hiçbir şey bulmak mümkün değil.

                Pavia şehrine gitmek için Milano Centrale tren istasyondan trene binmek gerekiyor. Şimdilik başka bir yol bulamadım. Şimdi bu ne ilkellik demeyin zaten başka bir şeye de gerek yok. Bu tren ağları o kadar gelişmiş ki her yere trenle gidip gelebiliyorsunuz. Trenler o kadar sık gidip geliyor, o kadar çok ray değiştiriyorlar ki hala tren yolculuğu yaparken “ulan bu kadar çok tren nasıl karşı karşıya gelmiyor” diye düşüp sinyalizasyon sistemine hayran olmuyor değilim :)

                Pavia çok küçük bir şehir. Dolayısıyla küçük de bir terminali var. Bu terminal aynı zamanda İtalyanları Türklere benzetileceği ilk nokta :) Düşünün ki Milano’dan bu şehre geleceklere sadece tren yolunu imkan olarak sunuyorsunuz ve istasyona valizli yolcular için bir asansör yapmıyorsunuz. Bu kadar yol gelmiş insanlar için onları tekme tokat döverek karşılamak gibi bir his bu.

                E o kadar valiz taşıdık şuradan bir yerden su bulalım değil mi? İşte ikinci darbe. Suyu otomattan almak zorundasınız. Otomatın karşısına geçip nasıl çalıştığını anladıktan sonra suyun 1 euro olması şokunu atlatarak suyunuzu alıyorsunuz. Ama Euro-TL çevirisi yapmamayı öğrendikten sonra o kadar da pahalı gelmiyor tabi.

                Euro-TL çevirisi demişken biraz da Euro’dan bahsetmek istiyorum. O kadar çok bozuk para kullanıyorlar ki 2 ve 1 Euro ile birlikte 50 – 20 – 10 – 5 – 2 Centler hayatınızın önemli bir parçası oluyor. Zira onları koyabilecek yer çözümü bulmak için bir süre uğraşıyorsunuz. Gerçekten o kadar çok bozuk paraları var ki otomatları mı bozuk para için yapmışlar yoksa bozuk paraları mı otomatlar için çıkmazına girdiğim çok olmuştur :)

                Son olarak İtalyanca ile ilgili konuşup yazımı sonlandırmak istiyorum. İtalya’ya ayak bastığımdan bu yana bir çok defa İngilizce bilmeyip İtalyanca bir şeyler anlatmaya çalışan birileriyle konuşmak zorunda kaldım. İtalyanlar beden dillerini o kadar çok kullanıyorlar ki siz İngilizce onlar İtalyanca konuşarak önemli konularda anlaşma sağlayabilirsinizJ Fakat sesli harfleri sık ve vurgulu kullanmaları çok rahatsız edecektir.
               
               İki haftalık deneyimlerimden kimseyi sıkmadan kısa kısa bahsetmeye çalıştım. Fakat bahsedilecek o kadar çok şey var ki daha derinlemesine incelemekte fayda görüyorum. Özellikle Erasmus düşünenler ve İtalya’ya yolu düşecekler ile devam yazılarımda tekrar buluşmak dileğiyle...

Doğucan Erkırlı


                

Yorumlar