6 Eylül 2014 Cumartesi

Panik misiniz Atak mı? (Doğucan Erkırlı)

                                                             


Merhaba arkadaşlar. Bu yazıyı size eylül ayının güzel, bir o kadar da garip havasında tatil yapmaya çalışırken yazıyorum. Tatilin insana verdiği dinginlik ve mutluluğun etkisindeyken sizlere bir süre önce etkisinde bulunduğum Panik Bozukluk durumundan bahsetmek istiyorum. Tabi bu konuda en doğru bilgileri uzmanından dinlemek en doğrusudur ama yaşayandan dinlemenin de  tedavi sürecinde mutlaka işe yaradığını düşünüyorum. Özellikle “bende panik atak mı var yoksa kalp krizi mi geçireceğim ya da gerçekten milyarda bir görülen bir hastalığa mı yakalandım” diye düşünenlerin dikkatle okumasını tavsiye ederim.

                Tabi yazıma başlamadan panik bozukluğu olan birisinin de ifade edeceği gibi; bu yazıyı en iyi panik atak geçirmeye meyilli panik bozukluğu olan kişiler anlayacaklardır.

                Öncelikle panik atak rahatsızlığının teorik açıklamasını yapalım. Panik atak “başta” panik bozukluk olmak üzere bazı psikolojik rahatsızlıkların da etkisiyle aniden meydana gelen kaygı, endişe, korku yoğunluğudur. Çok farklı sebeplerden oluşma durumu olmasıyla birlikte en sık rastlanan sebebi stresli, düzensiz yaşam, kendini değersiz hisseder vaziyette yaşama gibi durumlardır.


                Evet dediğim gibi panik atak nöbetini en çok panik bozukluk yaşayan insanlar geçiriyorlar. Her şeyi derinlemesine inceleyen, en ufak bir şeyden derin anlamlar çıkarmak için kendini zorlayan,  yaşadığı şeyleri içine atan ve geçmişteki  kötü hatıraları günlük hayatta yaşadığı şeylere uyarlayıp da “bak yine olacak” düşüncesi ile hayatı kendine zehir eden birisi panik atak geçirmesin de kim geçirsin. Tüm bunlar yıllar içinde birikip bu garip hastalık ile karşınıza çıkabilir. Ve bu hastalık muhtemelen uçak, asansör, gemi korkusunu da beraberinde getirecektir.

                Hemen panik atak hastalarına “aa bak bu ben” dedirtecek, panik atak geçirmemişlerin de hiçbir anlam veremeyeceği şu kısır panik atak döngüsünden bahsedeyim.

Öncelikle hayatınızın normal akışında devam ettiği günlerden birinde kendinizde anlam veremediğiniz bir değişiklik hissedersiniz. Örneğin baş dönmesi, göz kararması… Birden panik yapınız devreye giriverir.

                Zaten kendinizi sakinleştirme konusunda başarısız bir insansınızdır ve bu anda panik atak nöbeti size kendinize hakim olma fırsatını vermez. Birden gözleriniz kararır, kalp atışlarınız artar kontrolden çıkan beyniniz size “kalp krizi geçiriyorsun! hastaneye koşsana yoksa öleceksin!” mesajı vermeye başlar. Siz de kalp krizi geçiriyorum diye sağa sola koşuşturursunuz. 

                Kalp krizi geçirdiğinizi iddia edersiniz ama “maşallah” çevredeki en seri hareket eden kişi sizsinizdir. Çevredekileri galeyana getirip sizi hastaneye yetiştirmelerini sağlarsınız ama panik atak genelde doktorun karşısına çıkana kadar geçer. Doktora da “az önce şöyle oldu böyle oldu” diye genel durumunuzla örtüşmeyen şikayetlerde bulunursunuz.

                Doktorlar genelde panik atak hastasını hemen farkederler. Ama yine de ne olur olmaz deyip kan değerlerinize bakarlar. Kan değerlerinde bir gariplik çıkmaz. Sadece korkudan tansiyonunuz yükselmiştir ve bir dil altı hapı ile evinize uğurlanırsınız. 

Panik atak en fazla onu tanımadığınız zamanlarda tehlikelidir. Yani vücudunuzda olan bu olayların panik atak yüzünden değil de fizyolojik bir rahatsızlık yüzünden olduğunu düşündüğünüz sürece kendinize hakim olmanız mümkün değildir. Sorunu çözmek için önce sorunun ne olduğunu bulmanız gerekir. Hastalıkla yeni tanışmış birisiyseniz doğal olarak kalp, beyin, böbrek, mide, dalak problemleri olduğunu düşünerek sorunun kaynağından uzak bir şekilde bu saçma durum ile mücadele etmeye çalışırsınız.

             
                
Ertesi günden itibaren  artık panik yapınız devamlı tetiktedir. O yaşadığınız korkunç nöbet tekrar olacak korkusunun yarattığı stres ile yaşarsınız. İşte kısır döngü de burada başlıyor.

Stres ile kanlı düşman olan panik atak bu “tekrar olacak” stresi ile de kesinlikle geçinemez. Vücudunuzda yaşanan her türlü değişimi tekrar nöbet geçirir miyim acaba diye yorumlayıp stresinize stres katar, ikinci atağa giden yola girersiniz.

İlk ataktan sonra genelde göğüs ağrısı, sol kol ağrısı gibi olmayan şikayetler başlar. Hatta kalp krizi ya da beyin kanaması gibi durumlar o kadar çok kafaya takar ki göğüsde kas titremeleri ya da kol bacak uyuşmaları hissedebilir. Bütün bunları da “kalp krizi, beyin kanaması geçiriyorum” diye yorumlayarak başka bir nöbet geçirirsiniz. Bu sırada da nefes alış verişiniz yükseldiği için kanınızdaki CO2 oranı düşer ve kol, bacak uyuşmaları maximum seviyeye gelir. Kalp krizi ve beyin kanamasından emin olmaktan kendinizi alamazsınız.
Soluğu tekrar hastanede alırsınız ve hastaneye yetişene kadar muhtemelen şikayetler geçmiştir. Devamlı aynı hastahaneye gidiliyorsa doktor bir süre sonra sizinle pek uğraşmaz. Psikiyatriye yönlendirmeye çalışır ama siz gitmek istemezsiniz.  Tam da bu sırada kendimizi sağlıksız düşünceler üreten beynimize değil de bilimin gösterdiği yola atarak bir uzmana görünsek belki de erkenden çözüm bulabiliriz.

Bu rahatsızlık günlük hayatınızı inanılmaz derecede kötü etkiler. Öyle ki uyanık kaldığınız hemen her “saniye” kafanızı içi dolu, ağır mı ağır bir küp gibi hissedersiniz. Bir yandan yeni nöbetler geçirip doktor doktor kalp, beyin, böbrek tetkikleri yaptırırken bir yandan da iş, okul, aile gibi önemsenmemesi mümkün olmayan hayatınızın diğer yarısına devam etmeye çalışırsınız.

Tabi bu süreçte etrafınızdaki insanlar çok önemlidir. Muhtemelen 5. 6. Ataktan sonra aileniz bile size inanmaz ve doktora gitmeyi reddedebilir. -Aslında doğru olanı yaparlar- Gözlemlerime göre insanların panik atak hastasına “abartıyorsun” yaftasını vurmasının en önemli sebepleri de bu evreden sonra başlar.

Artık hastaneye tek başınıza gitmeye karar verirsiniz. Örneğin ailenizle akşam yemeği yerken birdenbire kalbinizi kafanıza takar, olmayan bir ritim bozukluğu hisseder ve bir şekilde işim var, çok acil arkadaşıma gitmem gerek diyerek evden çıkıp arabaya atlayarak hastaneye gidersiniz.

                Hastalık ile mücadele edebilmeye başlamanın eşiği şudur: Artık fiziksel bir rahatsızlığınız olmadığını kabullenmek. Beyninizi buna ikna etmek ve psikiyatri servisine başvurmak. Bir pikolog yardımı almak da çok rahatlatıcıdır. Tabi günümüz şartlarında psikolog herkesin ulaşabileceği bir seçenek olmasa da bu konuda araştırmacı olup şartları zorlayarak ücretsiz yardım bile almanız mümkün. Özellikle üniversite öğrencisiyseniz okulunuz size bu imkanı sunacaktır.

                Bir uzmana göründükten sonra o sizi nöbet sırasında kalp krizi ya da benzeri hayati risk oluşturacak bir durumda olmadığınıza ikna eder etmez hastalıkla direkt olarak savaşmaya başlayabilirsiniz. Altın kural hastaneyi unutmaktır.

                Her ne olursa olsun hastaneye gitmemelisiniz. Sorun kaşıdıkça büyüyecektir. En ufak bir “bana bir şey oluyor” düşüncesinin etkisinde kalarak hastaneye gitmek o sorunu çözmekten çok bilinçaltınıza geri itmeye yarayacaktır. Bunu özellikle panik atak hastalarına söylemek istiyorum ki dikkat ederseniz acile başvurduğunuz hiçbir nöbette o hastaneden tatmin edici bir sonuç ile ayrılmadınız. Öyleyse hastaneye gitmek sorununuzu çözme konusunda çok yetersiz.

                Eğer bunu yapmaz da en ufak bir belirti sandığınız durumda hastaneye koşarsanız aynı belirtileri tekrar hissettiğiniz anda  “şartlanma”nın etkisi ile tekrar hastaneye koşmak isteyeceksiniz. Ve bir süre sonra hastanelere uzak yerlerde yaşamaktan kaçacaksınız. Arkadaşlarınızla ormana pikniğe, kampa gidemeyecek, ağız tadıyla bir tekne turuna çıkıp da denizin mavi sularında serinleyemeyeceksiniz. Çünkü devamlı hastaneye gitmek düşüncesi ile yaşamaya başlayacaksınız.

                Ayrıca hstaneye gitmedikçe yaşadığınız sıkıntının hastaneye gitmeyerek de geçtiğini görecek ve “şartlanma” mekanizmasını tersine işletmeye başlayıp bir şey olduğunda hastaneye gitmemeyi refleks haline bile getirebileceksiniz. Bundan emin olun ve şuna karar verin. Panik mi olacaksınız, atak mı? Hanginiz daha atak olursanız o kazanacak. 

                Panik Atak ile ilgili yazımın bu bölümüne burada son vermek istiyorum. Hem bu rahatsızlığı kendinde hissedenlerin buraya kadar olan tavsiyeleri gözden geçirmesi, hem de “panik atak da neymiş canım abartıyor bu şımarıklar” diye panik ataklıları anlamak istemeyecekleri daha fazla okumak zorunda bırakmamak için… J  Hastalıkla ilgili diğer ayrıntıları ve günlük hayatta yeni yeni yaşadığım durumlar olursa bunları kaleme almaya devam edeceğim.
                 
            Doğucan ERKIRLI  
               
               

                

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder