22 Eylül 2014 Pazartesi

Kimin Yaptığı Doğru (Stajyer Vs Çalışan)



  

Merhabalar herkese. Yazmak için bulduğum bu ilk fırsatta sizlere bu yaz ilk kez yaptığım stajımdan bahsetmek istiyorum.

                Bu yaz Kocaeli Üniversitesinin son derece titiz bir şekilde ,“öğrencilerimizin tatilini nasıl zehir ederiz”  parolası ile hazırladığı akademik takvim neticesinde 10 Temmuz Perşembe günü staj için çalışmaya başladım. Yaz sıcağına mı yanayım yoksa tatil yapamayacağıma mı diye bin bir söylenerek gittiğim stajda asıl yanmam gerekenin ne olduğunu “zamansız” stajım bana uygun bir şekilde daha ilk günlerden göstermeye başladı.
                Bir fabrika inşaatının içerisinde kurulmuş geçici ofiste yaptığım bu staj benim her iki ortamda da aynı anda bulunmamı sağlayarak teoride gördüğümüz, sistemin gereksizleştirdiği, bilgilerin kafamda oturması açısından uygun fırsattı. Fakat ve lakin fabrikadaki işçiler bana meslek hayatına önce neyi öğrenerek başlanması gerektiğini öğretti.


                İlk gün staja karşı fabrikanın sıkış tepiş, işçi istiflenmiş servisiyle giderken yandan Mercedes marka otomobili ile işe giden patronları görünce; her ne kadar “lanet olsun kapitalist düzen, lanet olsun bu sisteme” deyip film sahnesinden fırlama bir reaksiyon vermek gelse de içimden, kısa sürede kendime gelip sistemin bir parçası olmaya usulca devam ettim. Aile büyüklerimin “dünyayı sen mi değiştireceksin?” azarını da işitir gibi olmadım değil hani…

Fabrikaya varır varmaz ilk günden itibaren patronun bana öğrenmem amacı ile verdiği direktifler doğrultusunda işçilere gösterdiğim yollar her nedense yol olmaktan çıkıp-çıkıp, önemsiz birer fikir hurdası haline gelince “ne oluyoruz lan” derken buldum kendimi. Ya ben derdimi anlatamıyordum, ya da işçiler düzensiz, iş bitsin de nasıl biterse bitsin mantığında yaptıkları işlerin en doğrusu olduğunu düşünüyorlardı.

Stajyer olduğunuz için verdiğiniz talimatlar işçiler arasında klasik “bu stajyer, sözde üniversite okumuş, ben 20 yılımı verdim bu işe…” düşüncesi arasında yok olup giderken, sizin stajyer olarak yapabileceğiniz tek şey o işçinin yaptığı özensiz işi düzeltmek için tekrar şantiyeye gelip 1 gününü mahvedecek olmasını düşünerek “ne halin varsa gör” demek oluyor. Ben de başlarda bu şekilde yaptım.

Fakat daha sonra iki dakika başından ayrıldığın işçiyi paletin üzerinde uyurken ya da peyzaj alanındaki gölgelik alanda neredeyse hamak kurup mangal sonrası keyif edasında yakaladığımda artık durumun vahametini tam olarak kavramış oldum. Mermer ustasına basit bir işlemin nasıl yapılacağını anlattıktan sonra, az önce bahsettiğim “stajyer ne bilir” düşüncesine dayanarak,  tabiri caizse mermeri fırlatıp ilk düştüğü halde bırakarak “iş bitti” demesi bana “pes” dedirtti.

Stajdaki konum ve staj süresi tüm bu yaşananları düzenlemenize fırsat vermediği için ilk stajınız ne yapıp nelere dikkat etmeniz gerektiğini öğretiyor. Okulda uykudan bayılmak üzereyken hocayı dinlemeye çalışarak geçen zamanın ne kadar gereksiz olduğunu size bir kez daha gösteriyor. Eğitim sisteminin gereksizliğini öğrendiğiniz bu stajınızdan sonra artık bazı şeyler eski gibi olmayacak. Ayrıca bütün bir staj boyunca yaşanan bu tip olaylar bir stajyere öncelikle iş hayatının içindeki zorluklarla nasıl başa çıkılacağını öğretmiş oluyor. En ufak çekingenlik sizi dibe çekebilir. Her şeye hâkim ve kararlı olduğunuzu karşı tarafa hissettirmelisiniz. Beden dilinizi buna göre etkili kullanmayı da unutmamalısınız tabi ki.

Gün geçtikçe atalete daha da esir olan insanoğlunun her fırsatta işten “yırtma” düşüncesi bu stajda beni oldukça zorladı. Henüz stajını yapmamış olan Mimarlık ya da İnşaat Mühendisi öğrencilerine naçizane tavsiyem sertlik ile tatlı dil orantısını doğru kurmaları. Bu denge sizi vezir de eder rezil de… Tabi staja başlayıp bunları yaşamadan durumdan haberdar olmamanız olası fakat bu tip olayların olacağı bilincinde olursanız olaylara çok daha hâkim bir şekilde müdahale edebilirsiniz.

Doğucan ERKIRLI


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder